***

26/5/2009 - LâLe'nin Sırrı

Kategori: Siir


Aşkımdan pürsafâyımdır sanırsın belki bu demler…
Aşkın neşvesi olmaz
Lâle; Eğlâl
Leylî; Leylâ olmadan Ey güzel…

* * *



Üzerimde aşkın pırıltıları olabilir belki…
Veya âşıkların in'ikasıyla bir kıvılcım görebilirsin yüzümde…
Bu yüzümde gördüklerin ancak bir gölge ve akisten ibarettir. Ne özüdür, ne de kendisi…
Aynada yüzünü gördüğün vakit:
"-Bu zât benim gibi biridir ancak!" diyebilir misin?
Bir nehrin üzerine düşen yaprak için:
"-Bu ne güzel, ne berrak bir sudur." diyebilmen mümkün müdür? Sana berrak su diyebilmeleri için bulutların ötesinden dökülüp gelen ve nehre karışan bir yağmur damlası olman îcâb etmez mi?

İşte benim aşka yakınlığım onun akışıyla yönlenen bir yaprak kadar yakın, uzaklığım ise bir o kadar ondan ayrı bir cisim olup ona karışmamdaki zorluktan ve sırdandır.


Lâle, kelime olarak ele alındığında Arapça "Allâh" lâfzına âit harfleri taşımakta olduğu görülür. Eğlâl kelimesi de "lâle" kökünden gelir. Eğlâl ise Yâsin Sûresi'nde "eğlâlen" şeklinde geçmektedir. Manası ise; "boyunduruk"tur.


Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz hicret edecekleri vakit kapıdaki müşrikleri etkisiz hâle getirmek için Yâsin Sûresi'nin bu âyetini okuyarak onlara bir avuç toprak atmıştı. Müşrikler bunun etkisiyle sanki boyunlarına boyunduruk geçirilmişçesine başlarını aşağıya indirememiş ve Efendimiz'i görememişlerdi. Onlar Efendimiz'i göremedikleri gibi gözleri kâinatın bütün hakîkatlerine âmâ olmuştur.


Bunun mukâbili olarak kalblerine Allâh lafzını yerleştiren ve istîdâdınca idrak etmiş olan Hak âşıkları da sanki boyunlarına nurdan bir halka geçirmişcesine başları yukarıda ilâhî cezbeye gark olmuş, onun neşvesiyle müstağrak bir hâldedirler. Aşağının kötülük ve pisliklerinden uzak, mâsivâdan arındırılmış bir gönülle herşeyden mahrûm olanlar için duâ ve ilticâ hâlindedirler.


Lâlenin harfî manası "hilâl"e de ulaşmaktadır. Onlar semâdaki hilâlin parıltılarıyla yol alır, yıldızlarla semaya dururlar. Bir semâzenin en makro hâlidir, hilâli çevreleyen yıldızlar…


Lâlenin ebced hesabı 66'dır. Altmış altı "Elhamdülillâh"a denk gelir. Onlar o hayret makamının coşkusuyla yaşadığı istiğrak hâline hamdederek "Elhâmdülillâh" derler.


Lâlenin içi kömür gibidir. Ancak dıştan görünmez. Dışı ise içinin tam tersine pasparlak, canlı ve rûha sekînet verici bir görünüme sahiptir. Onun bu hâli tıpkı bağrı yanık bir dervişin mütebessim nûr hâleli yüzüne benzer.


Gerçek lâlelerin hepsinde renkli altı yaprak bulunur. Bu ise îmanın altı nûrunun libâsına bürünen dervişin îmân ve ihsan potasında erimesi ve daha sonra bu nurun şualarıyla derinden bir yanışa gark olmasının da bir simgesidir.


Bununla beraber Kur'ân-ı Kerîm'in (aynı zamanda Fâtiha sûresinin) altıncı âyeti de "Bizi dosdoğru yola (Sırât-ı Müstakîm'e) ilet" âyet-i kerimesidir. Bu âyet aynı zamanda bir duâ vasfı taşımaktadır.


Lâlenin renkli yapraklarının yukarıya doğru olması da tıpkı bir dervişin duâ edişindeki edâyı andırır. Zira derviş bu hâl ile sırât-ı müstakîm üzere olmayı murâd etmiş ve ifrat-tefrit noktalarını törpüleyerek hakîkate, yani istikâmete ermiştir. Ve tıpkı lâlenin derûnundaki siyahlığı göstermemesi gibi o da içinde yaşadığı yanış halini gizlemiş ve kendine her nazar edene o güzel rengini sunarak ona ferahlık vermiştir. Nitekim lâlenin en revaç bulduğu dönemlerden biri olan Osmanlılar zamanında ona, "ferâhâver (ferahlık veren)" denmiştir. İşte bu vasıflarla vasıflanan derviş de tıpkı lâlenin bu adını alarak etrafına letâfet ve zerâfet saçmış, gönüllere âb-ı hayat sunmuştur.


Hülâsa; lâlenin eğlâl oluşu, Lâlenin hakîkat deryasına dalış hâlidir.
Leyl; gece demektir. Gece sevda demektir. "Sevda"nın asıl manası "siyah"tır. Gece kıymet bilene "kara sevda"nın yaşandığı ânlardır. Eğer sen geceyi kopkoyu bir boşluk olmaktan çıkarmak istersen, gönüldeki yârları ve ağyârları yok etmelisin! İşte o zaman her yer sana âyân olur. Sanırsın ki gece bitmiş de gündüz oluvermiştir. Böylece fânî muhabbetler silinerek kalb sevdânın deryâsının derinliklerinde yolculuğa çıkmıştır. Burada bahsedilen "Leylâ" temsîlî olup, asıl
kasdedilen "Mevlâ"dır. Her yerin âyân oluşuyla kalb kâinâtın esrârını okuyucu ve alıcı bir hâle gelir. Ve Cebrâil'in "Oku" emrini müteâkiben örtüsüne bürünen ürkek yürek, artık serpilip açılır ve her yanda Leylâ'yı "Mevlâ" görür hâle gelir.



Ey Gönül! Cânına üflenen nefhayla yan da kavrul! Amma lâle gibi ol ki, hâlinden sadece "yâr" haberdâr olsun. Öyle ki, Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem- ümmeti için gönlü dâim hüzne gark olurken dahî, yüzü her lahzâ beşûş (mütebessim) idi…




(Alıntı)


Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

23/5/2009 - LeyLî; LeyLâ oLmadan Ey güzeL...

Kategori: Siir



Gün yeni yeni salınırken tanyerinde,
Bir damla düşüyor mavi bulutlardan al bir lalenin yanağına.
İşte hayat bu damlada gizleniyor...
Sevgi de şefkatte bu damlayla bu yaprakta mühürleniyor;

Sen ıslak yanaklı bir laleye sokuldun mu hiç;
Usulca avuçlarına alıp ince belini, içine çektin mi suskunluğunu;
Onun güzelliği serin rüzgârlarla doldu mu içine;
O güzellik karşısında bir damla yaş kirpiklerinden yol bulup onun yüreğinde durakladı mı? Dudaklarının bir busesi var mı bir lalenin kadife yaprağına dokunmuş?
Bağrına bastın mı bir lalenin ince kalbini
Sevgiye akan bakışlarını buldun mu onu izlerken...

Kaç gönül kaldı ki saksısında laleler büyüten?

Kaç gönül gözü kaldı ki onların gözlerinde kilitlenen?

Sevgini yeryüzündeki renkleri çiçekler baharın sevgilisi nisanın ilk aşkı masumluğun sultanı, sessizliğin hilkati laleler...

Hazan bahçesinde umut yetiştirenler,
Dokunuşlarında sevgiye şiirler yazanlar
Lale vaktinde laleler gibi dirilip duaya duranlar
Yürek topraklarına lale soğanları ekenler
Dört mevsim içlerindeki gökyüzünden çiçek kokulu yağmurlarla, lale sulayanlar.

Bir avuç lalenin mavi gölgesinde,
Kocaman yüreklerini dinlendirebilenler
Lalenin suskunluğunda suskunluğunu bozabilenler
İşte bir tek onlar duyabiliyorlar
Lalelerin sessiz türkülerini ve kalplerinde toprağa götürdükleri yağmur renkli gizemini!

Aşkımdan pürsafâyımdır sanırsın belki bu demler…
Aşkın neşvesi olmaz
Lâle; Eğlâl
Leylî; Leylâ olmadan Ey güzel…?

Üzerimde aşkın pırıltıları olabilir belki…
Veya âşıkların in’i kasıyla bir kıvılcım görebilirsin yüzümde…
Bu yüzümde gördüklerin ancak bir gölge ve akisten ibarettir.
Ne özüdür, ne de kendisi…

Aynada yüzünü gördüğün vakit:
"-Bu zat benim gibi biridir ancak!" diyebilir misin?

Bir nehrin üzerine düşen yaprak için:
"-Bu ne güzel, ne berrak bir sudur." diyebilmen mümkün müdür?

Sana berrak su diyebilmeleri için bulutların ötesinden dökülüp gelen ve nehre karışan bir yağmur damlası olman îcâb etmez mi?

İşte benim aşka yakınlığım
Onun akışıyla yönlenen bir yaprak kadar yakın,
Uzaklığım ise bir o kadar ondan ayrı bir cisim olup
Ona karışmamdaki zorluktan ve sırdandır.

Vuslatın kalbimde lâle
Hasretin boynumda lâle
Nedir çektirdiğin senin
Bülbül idim döndüm lâl'e...


(Alıntı)
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

4/12/2008 - Seni İçimden Terkediyorum

Kategori: Siir




Binmediğim hiç bir otobüs
Beklemediğim hiç bir durak kalmadı bu şehirde
Gittikçe azalıyor hayat
Neyi erken yaşadıysam
Hep ona geç kalıyorum
Sana göçüyorum her sonbahar
Yolların çıkmıyor aşkıma
Unuttuğun yağmurların adı saklımda
Seni içimden terk ediyorum

Susmaktan yoruldum
Kuşlar ve şarkılar,
bu şehri terk edeli
Efkar demliyorum gözlerimde
yaşlarımı,
yanağıma varmadan öldürüyorum
Tam sancağımdan yaralıyorum kendimi
Alnını yüreğime dayadığın güne bakıp
SENİ İÇİMDEN TERK EDİYORUM

Ne unutacak kadar nefret ettin
Ne hatırlayacak kadar sevdin
Yıkık bir duvar kadar bile
Pişman değilsin biliyorum
Beni hep bulmamak için aradın
Yanıldığımdın
Yangınımdın
Yangındın

Sensizliğe yenilmek
Sana yenilmekten zor olsada
Ardımda bir sürü "belki"ler bırakarak
Seni içimden terk ediyorum

Şimdi
İçimde öldürecek bir anı bile bulamayan
İki yarım kaldık
Tamamlayamadık bizi
Elinden tutamadık yanlızlığımın
Saçlarımıda uzaklarına gömdün

İçimin mavisi senin okyanusundandı
Al! geri veriyorum.
Kilitleri hep yanlış kapılara vurdun
Devrilmiş vagonlara dönerken gözlerim
Sana bensizliği terkediyorum

"Yarime uzanmayan bütün dallar kırık" demiştin
Aşk içinde doğmuşsa nereye kaçabilirdi?

Ne tuaf değil mi?
İçimi acıtanda sendin
Acımı dindirecek olanda.
"Ya öldür beni"dedim
Ya da git benden.
İçi bulanık bir sevdanın ucunda
Seni kaybettim.
Aldırmadın aldırmalarıma
Bir gecede yakıp yarini
Şafaklara sattın ihanetini
Küllerime basanlar bile utandı yaptığından
İşte soluk bir ömrün son nefesi
Benden
İçimden
Terkediyorum.

KAHRAMAN TAZEOĞLU

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

4/12/2008 - Sana Yüreğimi Sunuyorum Ey Yâr

Kategori: Siir




Ben sana yüreğimi sunuyorum Ey Yar...
Nabzimda;adını soluyan nefeslerimle..
Dermansız bahtıma ağlarken her bahar..
Sana sevdamı sunuyorum hüzünlerimle...





Ben sana yetimliğimi sunuyorum en Sevgili...
Yetim bırakmayacağını beni ,bile bile
Alevler kuşatmış bak!Hasret kokan gurbetimi
Sana ömrümü sunuyorum Efendim,seve seve.





Ben sana selamımı sunuyorum Can Sevgili...
Aşkınla çarpan yüreğimden;Senin yüreğine..
Kırık gönlümde büyüyen sevdanla ayaktayım şimdi...
Sana aşkı sunuyorum;Can Efendim..Tüm hücrelerimle...




Ben sana selamımı sunuyorum Can Sevgili...
Çağlar sonrasından; bindörtyüzyıl evveline..
Kırık gönlümde büyüyen sevdanla kıyamdayım şimdi..
Ben sana aşkımı sunuyorum Efendim;tüm yüreğimle...




Ben sana içimdeki ''Seni'' sunuyorum..Yıpranmamış bir sevgi ile...

Kabul buyururmusun Efendim...



(alıntı)

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

28/11/2008 - DiLara...OLurda ßirgün Gidersen

Kategori: Siir



Şimdi durda dinle Dilara
bak neler sığdırdım günceme
senli ne cümleler,ne heycanlar,ne korkular
dur ve dinle
...

Ah Dilara;
eğer sende gideceksen gitmelerin gitmesini dilediğim şehrimden
hani sen olmaz dersin ya
hayat bu olur ya eğer birgün,
bunları bil istedim.

Arkanı dönüp gitmeden önce
senli günlere kadar sarıp sarmalayıp en derinlerimde sakladığım
bir tek içini sana açıp senin yoluna sunduğum kalbimi
karanfillerle gömde git,
bütün içindeki senliği çek alki giderken;
kimseler seni bilmesin failim.
Bir serseri sergüzeşt anmasın adını
almasın ağzına kem sözleriyle senden kalanları avutmak adına.
Ben seni sorgulayabilemem Dilara,
kıramam,kırılamam seni kınayamam
olsa olsa ince ince ağlarım ama seni yargılayamam.

Bilirmisinki Dilara,
ben bütün yargılarımı senin gelişinle gömmüştüm en derin yokluk kuyularında
......
.............
hani senki bana gelmiştin,
yüreğindeki ebediyeti vadetmiştin yüreğime
ve ben işte o an yalnız sana döndürmüştüm tüm bakışlarımı
ve
bu sadakate yakışmayacağına inandığım tüm yargılarımı,
ellerimle gömmüştüm........gözlerinin nazarında...


Eğer şimdi gidersen hiç bir vaadini sorgulamam
bunu bilmelisin Dilara,
ben zaten hiç vaatler verilecek kadar sevgili olamamıştimki sana
acizdim senin büyüklüğünde,aciz ve sessiz
Ve
Dilara;
gitmeler seni çağırırsa birgün
ortalarda bırakıp gitme yalnız sana kıymet biçdiğim kalbimi
senden tek dileğimdirki bunca yaşanmışlığın arasında
karanfillere sarda koy tek kıymetimi kapıma.

Bir sen bilirsin bir tek sana açmıştım kapılarını,
senden başkada kimseler görmesin isterim içinde saklı yaralarımı.

Ve işte Dilara,
olmayan gidişlerine yazdım ya ben tüm bunları
olurda sende birgün tüm sevilenler gibi gitmeyi yeğlersen
bana benim için kalma istemem
gönlün artık çekmiyorsa kalmaları...


Alıntı
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Ey Gönül! Cânına üflenen nefhayla yan da kavrul!Amma lâle gibi ol ki, hâlinden sadece yâr haberdâr olsun...

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv

Kategoriler

Arkadaşlarım

eftal85
0efsun0